GÜNEŞ TUTULMASI


Açıklama:
Kategori: Köşe Yazıları
Eklenme Tarihi: 04 Haziran 2014
Geçerli Tarih: 01 Aralık 2021, 06:49
Site: Yalova Gazeteleri Haber Sitesi
URL: http://www.yalovagazeteleri.com/yazar/5615-hsenday-tuncer-gunes-tutulmasi.html


Doğa yeni bir güne “merhaba” derken

Açılır ruhumun ışığı derinliklerden

Karşılaşır gün ortasında yığın kümesiyle

Kim haklı kim haksız belirsizlik içinde

Dans etmeye başlar ötekilerle

Güçlü olan güçsüz olanı yenecek mi dir

Her zaman doğanın kanunu mu bu

Paylaşımsız mı kalacaktır yeryüzü bu düzensizlikte

H. Senday TUNCER

Isınmadı ışıkla, çoraklaştı toprak,  fide vermedi renk cümbüşüne yansıyan ışınıyla, doğa suskun, durgun, yaşam durmuş,  “İdle Ego” arasında savaşım veriyor.

İşte böyle günlerden birinde bir bebek yaşamla tanışıyor, dünyaya “Merhaba” diyor. Ana kucağında yatma zevkini, sevgi sıcaklığını duyumsuyor, yüzyıllara kadar uzanacak sevda selinde. Ağlayan, hıçkırıklara boğulan, bir erkek görüyoruz yolda. Gidip soruyoruz neden diyerek, size nasıl yardım edebilirimin, yanıtını bekleyerek. “Rahat bırakın beni” diyor erkek, “rahat edeyim, duygusal tepkimi içtenliğimle kendime kanıtlayarak ortaya koyayım, sizinkisi yardım değil, küstahça “ bir merak.”  Sorguluyoruz kendimizi bu yanıtlar karşısında, doğrusu nedir acaba? Diye düşünerek. Bir kadın, caddenin ortasında bağırıyor, çığlık, çığlığa. Yoldan geçenler aldırmıyor bile, umursamıyor bu tepkiye, gülüp geçiyor çoğunluğu, birbirlerine karşı gülerek “deli” diyorlar kadına.

Peki, gerçekte öyle mi? Bu örnekleri, evrensel boyutta, çoğaltabiliriz. Dünya bir keşmekeşliğin içinde, debelenmeye devam ediyor. “Birey” olma, bilincini beyninde olgunlaştırmayıp, yaşam ilkesi olarak benimsemeyen toplumlar, kendi içlerindeki çatışmaların çıkmazlığı yüzünden eriyip gitmeye mahkûmdur. O zaman, nedir “birey olma bilinci”? İsterseniz, bu konuya değinelim.

“Birey olma bilinci” duygusal düşüncesini açıkça, ortaya koyabilme yetisidir. Bu yetiyi iyi algılamayan toplumlarda, “ayıp, hadi oradan sende, adam mı sın. Kimsin sen?” Gibi benzeri yanıtlarla karşılaşırız. Toplumlar, bu dogmalar ve kalıplar içinde, evrensel görüşlerini sürdürmeyi devam etmekte tökezler. Birbirimizi, tüm içtenliğimizle, rahat bırakalım. Duygularımızı, birbirimize açıklamaktan korkmayalım, birbirimize güvenelim. Çünkü gereksinimimiz var.  Ve birbirimizi yalnızlaştırmayalım.  “Bir orman gibi hür, kardeşçe, yaşayalım.” Yeryüzünde üstat Nazım Ustanın, dediği gibi. “Karşımızdaki birey”i, yabancı, bir düşman olarak, ele almayalım,

“Ben bireyim, bireyce yaşamasını bilmeliyim” ana görüşünü benimsetelim. Birisi ağladığında veya bağırdığında, o kişiyi damgalamayalım. Etiketlemeyelim.  Ağlıyorsa bırakın, ağlasın. Bize ne zararı var? Yaşadığı bir olayın, sevinci veya üzüntüsü düşmüştür içine.

Haykıran veya bağıran bir birey için ise; müdahale etmekten çok sakinleşmesini bekleyelim.  Bize bu olumsuz gelen, davranışlara katlanmanın tek koşulu, “sevgi” ve “anlayış”tır.” Herkes tarafından, kabul edilen bir gerçeklik olgusu, sevginin özünü oluşturan ana koşul bireysellikten yola çıkarak karşımızdaki kişiyi, kendimiz gibi algılamaktan ve “beni”, “bize” ulaştıracak toplumsal güce, ancak insan sevgisini elde ederek, geçecekti. Yeter ki;   “beni,” “biz,” olarak kabullenme ve karşımızdakini, kendi ailemizin bir üyesi gibi görme, beyinsel algılayış gücünden doğduğunu davranışımızla gösterelim. Bu şekilde “korku kültürü” denilen olguyu, yenebiliriz. Ve yaşamımız, anlamlı, değerli, olur. Böylece birey buram, buram, toprağın derinliklerini, sardıran karanlık sıcaklığındaki, güveni duyumsar, “beni,” “ bize,” sarmalayan toprağa, dokunarak akar.

Kördüğüm olan yaşam, çözülmeye başlamıştır artık. Belli belirsiz olaylar zinciri izlemeyecektir.  “Bireyi,” “bensiz” ve “bizsiz,” anlam karmaşası içinde, yaşamın devinim gücü azalmaya, yüz tutmayacaktır. “Gerçek ve gerçek dışı” karşıtlığı,  “bireyi,” bir ağ gibi sarmayı, bırakacaktır. Bu, kurtulma istenciyle birlikte, “Güneş tutulması” na, uğrayan birey, geleceğini açmakta olan, kırmızı bir gülün, sıcaklığındaki özgürlük ortamında, yarınını yaşayarak, kavuşacaktır.          


H.Senday TUNCER

Yaşam Öyküsü

1964 yılında Ankara’da doğdu.

1990 yılında, Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi, İtalyan Dili ve Edebiyatı Bölümünden

mezun oldu. Sürekli Basın Kartı Sahibidir.

İlk yazısı, “ Berfin Bahar ” dergisinde yayımlandı.

 

                                                   Yazılarının Yayımlandığı Dergiler

Berfin Bahar / İletişim Dergisi / Güncel Sanat / Her Şeye Karşın Edebiyat / İdakörfez fanzin

Tersakan Toros / Viran ve Bahar / Liman Dergisi / Edebiyat Galerisi / Kahve Molası / Bağlaç

İnsancıl / Sanat Sokağı / Kasaba Sanat  / Ahlat Gazetesi / Sarı Koza Edebiyat / Patika 

Aşkın-(e) Hali / Amatörce Edebiyat / Hedef Sanat Edebiyat / AkçayAkçay Yaşam ve Kent Kültürü Antalya Sanat / Gerçemek Kültür ve Sanat Dergisi / Herfene Edebiyat / AkçayAkçay / Aydındere Haber Afrodisyas Sanat / Ayna İnsan / Marmara Haber / Akdoğan / Tay Dergisi / Sunak Edebiyat

Maki Edebiyat Dergisi / Mavi Yeşil Dergisi / İnsan Okur / Ay Dili / Kültür Çağlayanı / Suje

Mut Çitlik /  Emeğin Sanatı  / Yanlış / Ozan Ağacı  / Acemi / Gerçemek / Güney Rüzgârı

Başka Dergi / Antakya’da Kültür Sanat / Sanat Cephesi / ZonKişot / Kayıp Edebiyat /

Popüler Psikiyatri Dergisi / Ekin Sanat / Bambu Tiyatro Dergisi / Önce Vatan Gazetesi / Çıngı Dergisi / Düşe Yazanlar / Tmolos Edebiyat / Yaşam Sanat Dergisi /